Ana Sayfa Diğer Köşe Yazıları İçinde geçtiğimiz Süreç bağlamında Devrimci ilişki biçimi ve inşa edemediklerimiz !

İçinde geçtiğimiz Süreç bağlamında Devrimci ilişki biçimi ve inşa edemediklerimiz !

Cengiz Özgüc | 27 – 02- 2017 | İçinde geçtiğimiz Süreç bağlamında Devrimci ilişki biçimi ve inşa edemediklerimiz !

Devrimci faaliyet içerisinde yoldaşlık ilişkileri temel bir öneme sahiptir. Hem kişinin kendini devrimcileştirmesi;  esas olarak da kıtleleri devrimcileştirmesinde önemlidir.  “Biz Devrimci ilişkilerinden ne anlıyoruz?”, “Nasıl ne kadar yerine getiriyoruz?” gerçekten insan ilişkilerinden ne anlıyoruz. Pratikte, yeni yaşamın örülmesinden nasıl şekilleniyor ve şekilendiriyoruz? Kitleler içinde bu ilişkilerle nasıl örgütlenmeyiz? Kitleler dediğimiz de  Avukatı, doktoru, sanatçısı, mühendisi, işçisi, işsizi, memuru, öğrencisi, göçmeniyle, köylüsü, kentlisiyle bir bütünü kapsamakta. Devricmci-Demokratik mücadele içerisinde; burjuva kültürünün, ahlakının, davranış- alışkanlık ve yaşamın alternatifi olan Devrimci ilişkilerini- yaşamını kurma geliştirme ve yarına hazırlama noktasında, ısrarlı mıyız, sabırlı mıyız yada bunun neresindeyiz?  Devrimci insan ilişkilerini yaratma noktasında  objektif gerçekliğimizi irdeleyelim. Düzenin yoz, bencil, çıkarcı, feodal, gelenek, görenekci insan ilişkileri içerisinden çıkan ve saflarımıza katılan insanların doğal olarak Devrimci ve sosyalist insan ilişkilerini de saflarımızda öğrenecektir. Yaşamın olduğu  her yer yeni insan ilişkilerinin yaratıldığı, geliştirildiği koşullara dönüşme başlar. Bunun olmadığı koşullar devrimin değil Egemen hakim ilişkilerin kendini yaşattığı ve tekrarladığı bir sonuça  döner.  Egemenler bu konuda emperyalistler, yoz Burjuva-post Modern kültürü kitlelerin yaşaması için her türlü politikalarını dayatır. Egemenlik sınıfsaldır. Sınıf gücünü kullanarak mevcut kendi iktidarını tehdit eden her türlü ilişkinin düşmanıdır. Devrimcilerin Kitlelere taşıdığı halktan yana olan iyi, güzel ve Devrimci ilişkiler,  değerler burjuvazinin hedefi olur. Çünkü halklarımızın kendi öz kültüründe kendi gerçek insan ilişkileri ve yaşamlarından beslenerek, onu tarihsel olarak sınıfsal çıkarlarıyla sentezlenmesidir devrimci komünist kültür. Egemenlerin  özel mülkiyete dayalı bencillik, bireycilik, yardımlaşmama ve dayanışmama kültürü vardır. Egemenler kitlelerin kendi kültürlerine ve insan ilişkilerine yabancılaşmasını yaratarak dejenere eder ve yozlaştırır. Bundan dolayıdır ki, bu kültüre karşı çok yönlü ideolojik saldırı içerisindedir. Egemenlik araclarını devreye sokarak kitleler üzerinde çok yönlü bir egemenlik kurar. Bugün burjuvazinin bu saldırısı sonucu azımsanmayacak bir başarısı sözkonusudur.
Yirmi yıl veya daha öncesi yıllarda halklarımızın kendi içlerinde olsun, halklar arası olsun, burjuvazi karşısında kendi öz kültürü dinamikleri  daha ileri ve güçlü iken; bugün zayıflamış ve halkların kendi geleceğini tehdit eder bir insan ilişkisi düzeyine  ulaşmıştır. Tabii ki dünden bugüne bu tehlikeli gerileyiş kendiliğinden olmamış, aksine düşmanın iradi, programlı çok yönlü saldırısı sonucu bu noktaya gelmiştir. Bu durum bugün devrimimizi zayıflatan ve geriletici olan önemli bir durumdur. Aynı zamanda kitlelerle bağımızı koparan ve ilişkilerimizi zayıflatmıştır.

Işte bu mevcudun içerisinden saflarımıza katılan sayısız kitle vardır. Bu kitleler kendisiyle birlikte kültürünü de içimize taşır. Bu kültür, halkımızın kendi öz kültürünü kısmen kapsasa da, asıl olarak kapsadığı kültür egemenlerin kültürü ve ona zarar vermeyen yoz kültürdür. Saflarımızda bu kültürün bilincinde olmalı ve  karşı acımasız onunla savaşmalıyız. Bu kültürü yok saydığımızda, onu ortadan kaldıran yeni ilişkileri geliştirmediğimizde, saflarımızda bu kültür ve insan ilişkileri gelişir ve yoz burjuva kültürü saflarımızda yaygınlaşır, kurumlaşır. Demokrasi-Devrimci mücadele ve özgürlüğün önünde ciddi bir engel teşkil eder.

O halde insan ilişkilerimizi nasıl devrimcileştireceğiz ve devrimimize nasıl katacağız?  Bu zor değildir. Ama kolay da değildir. Çünkü değişim; çünkü kötü olanın yerine yeniyi koymak;  inanç ister, irade ister ve en az bunlar kadar önemli olan emek ister.  Bunlardan öncesi kendindeki değişimi bütünlüklü yaşamayi ve her türlü burjuva kültür-insan ilişkilerinden kurtulmayi koşullar. Devrimci faaliyet içerisinde sınıftan yana ve proleter  olmayan bir insan, kendini dönüştüremez ve burjuva kültürü-insan ilişkilerinde sosyalist insan ilişkilerini yaratamaz. Yani insan ilişkilerine devrimci sevgiyi, aşkı, eşitliği, özgürlüğü, saygıyı, yardımlaşmayi, dayanışmayı, hoşgörüyü, empatiyi. Cok yönlü yaklaşımı hakim kılamaz. Bunun yaratılmadığı yerde de devrimin gerçekleşmesi artık “sihirli bir değneğe” kalır. Evet, devrim “sihirli değnek” işi değildir. Bugün sihirli değenkle devrimi işaret edenler aslında bizat Burjuva yoz kültürünün içimizdeki temsilcileridirde aynı zamanda.

Halklarımızın kendi öz kültürleri, alışkanlıkları,  yardımlaşma ve dayanışma, sevgi, saygı ve hoşgörü özellikleri yüzyılların, egemen saldırılarına karşın yok olmamış, yeni üretim ilişkilerinin kendi dinamiğiyle kendisini yeniden üretmeyi ve ileri olanı koruyabilmiştir. Ama egemenlerin idolojik saldırısı , halklarımızın kendi değerlerini korumasını, devrimcileşmesini ve daha da zenginleştirmesinin önünde ciddi bir engeldir.
Örgütlenme alanlarımızda ortaya çıkan sıkıntı ve sorunlar ve ne tek başına insana ve ne de kitlelerin genel çıkarlarına hizmet etmeyen birçok alışkanlık ve davranışla karşı karşıyayız. Bu insan ilişkilerinin genellikle birebir muhatabı durumunda oluyoruz. Öyle ki; faaliyet alanımızdaki insanların çok çeşitli boyutlarıyla karşımıza çıkan ve devrimcilikle ilgisi olmayan alışkanlık ve davranışlara yaklaşımımız kimi zaman seyirciliği, kimi zaman sıradanlığı, kimi zaman sekterliği, kimi zaman liberalliği, kimi zaman kestirip atmayı, kimi zaman ise ilgisizliği ve vurdum duymazlığı kapsar. Oysa bu insan ilişkilerinin, davranış  biçimlerinin bir teki dahi Devrimci-sosyalist insan ilişkileri içerisinde yer almaz. Bu insan ilişkileri, davranış biçimleri mücadele alanlarımızdaki insanlar arası ilişkilerde ya da insan ilişkilerimizin geriliğinde yeni ve doğruyu yaratmada devrimci bir rol oynamaz.

Devrimci mücadelede  sosyalist insan ilişkilerini yaratma doğrultusunda bir düşünce ve çalışmayi mutlaka başarmalıyız. Egemen kültürün etkisinden kurtulmanın yegane panzehiri kültür ve insan ilişkilerinde de Devrimcileşmek olmalıdır. Devrimci mücadele içinde halkın bağrında çıkan ve sistematize olan Devrimci-Sosyalist kültür yerine egemen sınıfların toplumsallaştırdığı ve şekilendiğimiz kültür özünde Burjuva-feodal geri bir kültür ve ilişkilerine tekabül etmektedır.

Aksi takdirde; geri olan, devrime zarar veren ve egemenlerin ömrünü uzatan burjuva, küçük- burjuva insan ilişkileri tüm bünyemizi sararak, sosyalist insan iliskilerinin orada yaratılmasının da önünü kesmekte. Bu anlamıylada saflarımızda on yıllardır oluşan ama gerçekten Devrimci kültür-İnsan ilişkisi olmayan bir kültürel-insan ilişkisi değişiminide yapmak zorundayiz. Saflarımıza kendi kültür-İnsan ilişkileriyle gelen kitlelerin değişimide zorlaşmakta.

Cünkü kendimiz yani biz yönetici yada kadroların, faaliyetçi ve militanların bir kesimi devrimci kültürün dönüşümünü sağlayamadık. Her birimiz şu yada bu şekliyle burjuva kültürün birer iz düşümü olarak saflardayiz. Her birimizin devrimcileşmede bir dizi sıkıntı ve sorunlu olduğumuz gerçekliğini yadsıyamayiz.  Fakat saflarımızda istisna devrimci dönüşümü sağlayan önemli kadrolarımızında varlığı söz konusu. Devrimcilik adına geri-feodal olan ilişkilerin günümüze kadar belirleyici olduğu ve idolojik-siyasal gelişime etki yaptığı gerçeğini de yadsıyamayiz. Ancak burda aslolan geri olan ile ileri olanın mücadelesini ne örgütsel bünyemizde, ne de kendi iç dünyamızda ciddi bir savaşıma ve mücadeleye sokamadık. Bu yüzdendir ki İleri ve dönüşümü sağlamış olanlar gerilemeye, geri olanlar da onun esaretinde daha fazla sorun yaşamaya mahkum oldu. Bu kültürel şekilenişle herkes kendisinin adamını , kendi bulunduğu alanı, görev ve sorumlulukların  kendine göre şeklendiren bir kültrel- insan iliksini geliştirip büyüttü.

Bugün kurumlarımıza sirayet eden anlayış ve yaklaşım tarzı budur. Herkeste bir Otonomculuk, kişisel imtiyazlar bölgecilik, muhtariyetler en can alıcı konu ise bunlar üzerinde egemenlik ve iktidar kurma anlayışı va hastalığı geliştirmiştir. Devrimci insan herşeyden önce bütünlüklü bir özel mülkiyet anlayışından, siyasetinden, ilişkisinden kopmuş olandır. Devrimci, Sosyalist yenilenmeye ve değişime  açık olandır. Devrimci insan eşitlik ilkesini her zaman savunan ve özgürlükle bağını kuran insandır. Halk sevgisi taşıyan-kendinden menkul olamayan,  doğru olana, haklı olana, meşru olana  saygı duyan ve onu her koşulda sahiplenendir.

Faaliyet yürütüğümüz alanda herhangi bir yoldaşımızın, çok çeşitli nedenlerden dolayı sorunları olabilir. Bu sorunları çok geri, sıradan olabilir. İşte biz bu geri, sıradan sorunları küçümsememeli, seyretmemeli, ilgisiz ve duyarsız kalmamalıyız. Çünkü bu tarz bir yaklaşım devrimimize hizmet etmez. Kitlelerimizde bu tarz sorunları ortaya çıkaran birçok etken olabilir. Temel kaynağı Egemen kültürü olmakla birlikte çalışma yaptığı alandaki insan ilişkilerinin sıradanlığı veya ailesi ile ilgili, işiyle ilgili, eşiyle ilgili ve kısacası yaşama dair  daha sayabileceğimiz yüzlerce sorundan kaynaklı; sorunlu, sıkıntılı, tepkisel olabilir. Yani sorunlarından kaynaklı istemediğimiz, benimsemediğimiz davranışlarla, görüntülerle karşı karşıya kalabiliriz. Bencil, çıkarcı, bunalımlı bir dünyayla yüzyüze kalabiliriz. İşte biz burada kestirmeci bir anlayışla kitlelerimizin yaşadığı sorunları çözemeyiz. Aksine onu kendi doğrultusuna terk ederiz. Kendi doğrultusu da, devrime karşı, yoldaşlarına karşı saygısızlığa, isteksizliğe, sevgisizliğe dönük olan bir doğrultudur. Oysa biz bu sorun veya yoldaşlarımızla ortaya çıkacak olan olumsuz-yanlış alışkanlıkları davranışları veya bunun kaynağı ruh halini sosyalist insan ilişkileriyle kuşatmamız doğru olan yoldur. Iste biz burada herşeyden önce karşımızdaki insanımızı dinleyen, anlayan olmalıyız. Belki o an çok saçma, gereksiz şeyler dinlemek zorunda kalacağız. Belki o an çok önemli işlerimiz de olabilir, ama işte; faaliyetlerimizin pratik uygulayıcıları olan insanlarımız arası ilişkilerde ortaya çıkacak olan sorunlarla öncelikli olarak ilgilenmeli ve çözmeliyiz. Evet, sorunu çözmenin yolu öncelikli olarak hakim olmaktan ve buna bağlı olarak dinlemek ve anlamaktan geçiyor. Dinlemeye ve anlamaya çalışırken; karşımızdaki insanımız gerçekte bizim onu dinlediğimizi anladığımızı hissetmeli ve ciddiye almalıdır. Onun sorununun kendi sorunumuz olduğunu hissettirdiğimizde çözüm kolaylaşacaktır. Sorunun çözümünde de sabırlı ve eğitici olmalıyız. Bunu başardığımızda devrimimiz hızlanacaktır.

Özellikle eleştiri ve özeleştiri toplantılarımızda hedefimiz birbirimizi alt etme, birbirimize üstün gelmeye, ezmeye yönelik olmamalıdır. Buradaki hedefimiz eleştirdiğimiz yoldaşımızı herşeyden önce iyi tanımak ve ona dönük eleştirilerimi kazanıcı olmalıdır. Aksi eleştirilerimiz alt alta sıralanan tespitçilik olduğunda, orada devrimin kazancına ya da insanımızın daha güçlü devrimci bir dinamiğe, güvene sahip olmasına hizmet etmez. Eleştiri-özeleştiri toplantılarında çoğu kez tanık oluruz. Yoldaşımız kendini anlatır. Bu anlatımda abartılar olabildiği gibi burnundan kıl aldırmayan kişiliklerle de karşılaşabiliriz. İşte bizim burada sorumluluğumuz öncelikli olarak bu insanımızı çok yönlülük içerisinde dinlemek, anlamak olmalıdır. Bunun sonucunda onu daha güçlü, kendine güvenli çıkartmaktır. Aksi oluyorsa o toplantıdan “Artik ben bittim”, “ayağa kalkamam”, “ben bu zaaflarla devrimcilik yapamam” duygu ve düşünceleriyle çıkılıyorsa; o toplantıda yeralan insanlarımız; eleştiri ve özeleştiri toplantısını devrimci bir mekanizma olarak kullanmadığı ortaya çıkar. Bu boyutuyla saflarımızda eleştiri ve özeleştiri toplantıları, saflarımızı daha pekiştirici, yoldaşlık ilişkilerini daha geliştirici olması gerekirken aksi de olabilmektedir. Bunun sonucu olarak eleştiri-özeleştiriler; kendine güvenli, bilinç ve irade olarak daha güçlü kişilikler yerine, küskünler, kırgınlar, kendine, halkına, devrime güvensizleşmiş kişilikler ortaya çıkarmaktadır. Oysa eleştiri-özeleştiriler; sosyalist insan ilişkilerinin devrimcileşeceği güçlü zeminlerdir. Ama çogu kez bunun hakkını vermeyiz.
Kitle ve insan ilişkilerinde düz, kaba, soyut bir bakış ve yaklaşımımız olmamalıdır. Aksine beraber faaliyet içerisinde yer aldığımız kitlemize yönelik bir politikamız olmalıdır. Kitlelerimize ilişkin düşüncede ve çalışmada hayata geçireceğimiz politikaların doğruluğu önemlidir. Bunun için kitlelerimizin tüm kişilik özellikleriyle tanımamız kaçınılmazdır. Bunu başardığımıızda, o ilişkiye dönük politikalarımızda sonuç almamız kaçınılmazdır. Evet, kitlelerimiz ne kültürel, ne psikolojik, ne ideolojik ve ne de devrimci faaliyet içerisindeki süreçleri, konumları, tecrübeleri, birikimleri boyutuyla birbirine eşit özellikler göstermezler. İşte bu özellikleri pratiklerine de yansır. Yaşamımız içerisindeki farklı davranış biçimleri bu eşit olmayan özelliklerinden bağımsız değildir.

Bunu başardığımızda, faaliyet içerisinde olduğumuz hangi alan olursa olsun,  kitle çalımalarında ve insanlarımız arasındaki çelişkilerde ortaya çıkabilecek sorunlar tartışılarak kolaylıkla çözülecektir. Bu noktada “ben”in sorunlari “biz”im sorunlar olacak ve çözüm de “ben”in kendi dünyasında değil “biz”im dünyamızda olacaktır. Egemen sınıfın dayattığı ilişkilerde hiçbir değeri olmayan ve insan olma, insanlaşma mücadelesini, bilincini, iradesini zayıflatan, yozlaştıran ve insanlaşmasının önüne engel olarak konumlandırılan, egemen düzen  insanının, insan ilişkilerine alternatif olarak, sosyalist insan ilişkilerini yaratmalıyız. Sosyalist insan ilişkileri insana değer veren ve onu insanlaştıran, özgürleştirendir.  Günlük yaşamda karşımıza çıkan olumsuzlukları  çözmede genellikle kolaycılığa düşeriz. Canı sıkılan bir yoldaşımızla karşı karşıya geldiğimizde veya gördüğümüzde basit, kolaycı bir yaklaşımla ona “bundan adam olmaz”, “devrim düşmanı” der, işin içinden çıkarız veya onu horlarız, ona küseriz, ilişkimizi keseriz. Bunda da, ondan daha devrimci olduğumuzun veya yaptıklarımızın devrimci tavır olduğu inancını taşırız. Oysa bu tarz bir yaklaşım, devrimci bir yaklaşım değildir. Aksine devrime zarar veren ve olumsuz insan ilişkilerinin sahibini bizden daha da uzaklaştıran bir tarzdır. Ve görüntüde iki ayri ilişki biçimi gibi karşımıza çıksa da her ikisi de özde küçük-burjuva insan ilişkilerinin içerisinde yer alan bir tarzdır. Oysa orada doğru devrimci insan ilişkisi; bize basit gibi gelecek ama özünde basit olmayan araçlarla, karşımızdaki insanla diyalog kurabiliriz.
Çokça duymuşuzdur, bugün saflarımıza katılan birçok yoldaşımız devrimcilerin kendileriyle ilgilenmeleri, kendilerini dinlemeleri, sorunlarına sahip çıkmaları, saygı ve sevgi hissetmeleri sonucu devrimci mücadeleye katılmışlardır. İşte bu araçlar bu kadar güçlüdür. Aylarca birarada çalışan iki insanımızı düşünün; birlikte omuz omuza ölmeye ve öldürmeye hazır iki insanı kendi aralarında samimi, dostça, yoldaşça bir sevgiyi yaratamadıklarını düşünün… Çok küçük sorunlardan, sıradan sorunlardan kaynaklı didişmelerini, kavgalarını, aynı evde sabah birbirlerine selam vermemelerini veya ev içerisinde hiçbir konuda yardımlaşma, dayanışma içerisinde olmadıklarını bir düşünelim. Bu gelişmelerin hakim olduğu bir ruh haliyle sokağa faaliyete çıkan kitle-insanı düşünün. Bu ruh hali görevlerini ne kadar sağlıklı yerine getirebilir? Düşman karşısında ne kadar  uyanık, ne kadar dikkatli, ne kadar yaratıcı olabilir? Tabii ki olamaz.
Oysa devrimcilerin, sosyalist insan ilişkilerinden etkilenip saflarımıza katılan kitlelerin- insanlarımızın, saflarımızda da devrimcilerin tanık olduğu, ilişkilerini, faaliyet gösterdiği veya birlikte çalıştığı yoldaşlarında da görmek ister. Bunu görmediğinde bizden uzaklaşır. Hatta tekrar geldiği yere döner. Oysa bırakalım faaliyetlerimiz içerisinden insan kaçırmayı, aksine düzenin insana değer vermeyen, bencil, çıkarcı, yoz insan ilişkilerinden biz kitle-insan örgütlemeliyiz.. Evet, burjuva, küçük- burjuva insan ilişkilerini bize dayatan Parti değil  kendi içimizdeki düzen kültürüdür. Parti ilişki tarzı küçük-burjuva insan ilişkilerini reddeder. Ve yerine insana değer veren, sevgi ve saygıya dayanan, devrimci hoşgörüyü kapsayan sosyalist insan ilişkilerini önerir ve öncülüğünü eder..
Evet, faaliyet alanlarımızdaki insan ilişkilerinde ortaya çıkan sorunlar karşısında izlememiz gereken ilişki tarzı Parti ilişki tarzıdır. Bu tarz tekdüze, kaba bir tarz değildir. Aksine, zengin devrimci bir politikayı kapsar.

Devam edecek…….

Cengiz Özgüç